AVALDE EŞİN RIZASI ARANIR MI ?
Stj. Av. Sevde DEMİRTAŞ
Kefalet sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu’nun 581. maddesinde düzenlenmiş ve “Kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmıştır.
Kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için öncelikle yazılı olması, kefilin sorumlu olacağı azami miktarın belirtilmesi ve kefalet tarihini içermesi gerekmektedir. Ayrıca kefilin sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Aval ise Türk Ticaret Kanunu’nun 700 ila 702. maddeleri arasında düzenlenmiş olup senetteki borcun tamamen veya kısmen ödenmesini teminat alan bir kambiyo taahhüdüdür. [1]
Kambiyo hukukuna özgü “kişisel güvence” türü olan aval ile senette imzası bulunan ya da üçüncü bir kişi alacaklıya kişisel bir güvence verilmektedir. Bu sayede, senedin tedavül kabiliyeti arttırılarak, senedi devralacaklara ek bir güvence sağlanmaktadır. Aval veren kişi kim için aval vermişse aynen onun gibi sorumlu olacaktır.
Kefalet sözleşmesi ile aval arasındaki temel farklılıklar şöyledir:
- Kefalet yazılı şekle tabidir.(BK m.583 ) Ancak kefaletin asıl borç belgesine yazılması zorunlu değildir. Aval ise ancak senet veya alonj üzerine yazılabilir. (TK m.701/1)
- Kefalet feri, aval ise bağımsız bir nitelik taşımaktadır.
- Kefil, asıl borçlunun ileri sürebileceği defileri ileri sürebilir. (BK M. 591/1) Oysa avalist aval verdiği kişilerin defilerini ileri süremez.
- Avalistin sorumluluğu müteselsil iken, adi kefalette kefilin sorumluluğu ikinci sıradadır.[2]
- Kefalette asıl borçluya karşı zamanaşımı kesilince kefile karşı da kesilirken; avalde hamilin bir borçluya karşı takip yapması diğer borçlular bakımından zamanaşımını kesmemektedir.[3]
- Aval veren borcu ödediğinde lehine aval verdiği kişiye ve ona karşı sorumlu olanlara senetten kaynaklanan bir rücu hakkına sahip olurken; kefil ödeme yaptığı miktarda alacaklının haklarına halef olur.[4]
Kefalet sözleşmelerinde eşin rızasının işlendiği TBK’nın 584. maddesi şu şekildedir:
“Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 603. maddesinde ise kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümlerin gerçek kişilerce akdedilen kişisel güvence verilmesine dair diğer sözleşmelerde de uygulanacağı öngörülmüştür. Hükmün gerekçesinde, maddenin kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak amacıyla başka adlar altında yapılan sözleşmelere de kefalet hükümlerinin uygulanmasının amaçlandığı belirtilmiştir.
Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan kefalette eşin rızasına ilişkin hükümlerin aval hakkında da uygulanıp uygulanmayacağı hususunda Yargıtay 11., 12. Ve 19. Hukuk Daireleri ve Hukuk Genel Kurulu arasında görüş farklıları doğmuş ve konu İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun önüne gelmiştir.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu , 2017/4 Esas, 2018/5 Karar, 20.04.2018 tarih sayılı kararı ile kefalette eş rızasına ilişkin Türk Borçlar Kanunu’nun 584. Maddesindeki düzenlenmenin “aval” işleminde uygulanması gerekmediğine ilişkin oyçokluğu ile karar verilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında gerekçeler şu şekilde belirtilmiştir; Aval için eş rızasının aranacağının öngörülmesi halinde sonraki cirantaların avalin geçerli olduğunu bilmeleri için aval veren kimsenin evli olup olmadığının senetten anlaşılması gerekmektedir. Avalistin evli olup olmadığına, evli ise eşin rıza gösterdiğine ilişkin belgelerin senede eklenmesi sendin hacmini arttıracak ve uygulama bakımından pratik olmayacaktır. Ayrıca eşin rızasının kambiyo senedinin ön yüzüne konulması TTK m.701/3 te yer alan kural gereğince eşin de avalist konumunda sayılmasına, senedin arkasına konulması halinde ise ciro ile karıştırılması gibi sıkıntılar doğuracaktır. Tüm bu hususlar senedin güvenliğini etkileyecek ve senedin tedavül kabiliyetini kaybetmesine neden olacaktır. Bu durum kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyeti ile örtüşmemektedir.
SONUÇ
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kefalette eşin rızasına ilişkin Türk Borçlar Kanunu’nun 584. Maddesinde yer alan düzenlemesinin aynı Kanunun 603. Maddesi gereğince avalde uygulanması gerekmediğine hükmederek, Yargıtay daireleri arasındaki içtihat ayrılığını sonlandırmıştır.
Stj. Av. Sevde DEMİRTAŞ
İstanbul Hukuk & Danışmanlık
Hukuk Dava Departmanı
_______________________________________________________________________________
[1] Mahmut Coşkun, Hukuki ve Cezai Yönleriyle Kıymetli Evrak Hukuku, 3.Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2016, s.250
[2] Mehmet Bahtiyar, 2018, 16. Bası
[3] Özen, 2014, s.46; Bozkurt, 2014, s. 134; Şeker, 2017, s.68
[4] Bilgen, 2013, s.213 vd.; Özen, 2014, s.46

