Site Loader
İletişim
Halil Rıfat Paşa Mahallesi Teoman Sokak No: 2 Şişli/İstanbul
Halil Rıfat Paşa Mahallesi Teoman Sokak No: 2 Şişli/İstanbul

MARKA HAKKINA KARŞI İŞLENEN SUÇLAR

Markanın Tanımı

10.01.2017 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir.”

Marka bir işarettir, bir simgedir ve bu işaretin en önemli özelliği mal veya hizmeti diğerlerinden ayırt etmeye yaramasıdır[1]. Marka hakkı mutlak bir haktır. Bu nedenle herkese karşı ileri sürülebilir ve herkes tarafından ihlal edilebilir.

Markanın Unsurları

Yargıtay 7. C.D., 2002/23283 E. Ve 2003/4581 K. Numaralı, 11.06.2003 Tarihli Kararında  ayırt edicilik unsuru hakkında şöyle bir karar vermiştir. “Müşteki firma adına tescilli markanın taklidinin kullanıldığı ürünlerin sanığın işyerinde satıldığına dair vaki şikayet üzerine yapılan aramada işyerinin üst katında depo olarak kullanıldığı belirtilen bölümde istif edilmiş halde suça konu giyim eşyalarının ele geçirildiği, sanık savunmasında ürünlerin kalitesiz olması nedeniyle satışa arz etmediğini ileri sürmüş ise de markanın haksız kullanımı suretiyle üretilen ürünlerin ticari alanda bulundurmanın dahi suç teşkil edeceği nazara alınarak müşteki firmaya ait markanın markalar mevzuatı uyarınca tescil ve koruma kapsamında olduğunu ispatlayan belgelerin asılları ya da onaylı suretleri Türk Patent Enstitüsü Kurumundan getirtilip dosyaya konularak bilirkişiye orijinal ürünlerle birlikte karşılaştırmalı inceleme yaptırılıp hasıl olacak duruma göre sanığın hukuki durumunun tayini gereklidir. 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller başlığını taşıyan 61. maddesinin (c) bendinde “Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek veya ticari amaçla elde bulundurmak fiilinin marka hakkına tecavüz sayılacağı belirtilmiş olup, müşteki firma adına tescilli markanın taklidinin kullanıldığı ürünlerin sanığın işyerinde satıldığına dair vaki şikâyet üzerine yapılan aramada işyerinin üst katında depo olarak kullanıldığı belirtilen bölümde istif edilmiş halde suça konu giyim eşyalarının ele geçirildiği, sanık savunmasında ürünlerin kalitesiz olması nedeniyle satışa arz etmediğini ileri sürmüş ise de markanın haksız kullanımı suretiyle üretilen ürünlerin ticari alanda bulundurmanın dahi suç teşkil edeceği nazara alınarak müşteki firmaya ait markanın markalar mevzuatı uyarınca tescil ve koruma kapsamında olduğunu ispatlayan belgelerin asılları ya da onaylı suretleri Türk Patent Enstitüsü Kurumundan getirtilip dosyaya konularak bilirkişiye orijinal ürünlerle birlikte karşılaştırmalı inceleme yaptırılıp hâsıl olacak duruma göre sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken, yasal ve yerinde görülmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması bozmayı gerektirir.”

Yargıtay 11. H.D., 2003/2346 E. Ve 2003/8743 K. Numaralı, 03.10.2003 Tarihli Kararı,  konu ile ilgili bir başka kararı ise şu şekildedir; “Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında hiçbir akdi ilişki bulunmadığını, davalının haksız olarak müvekkili markasını işyerinde kullanarak “iltibas yarattığının tespit edildiğini”, davalının eyleminin haksız rekabet olduğunu ileri sürerek, davalının işyerinde kullandığı müvekkili markasına ait evrak ve işaretlerin kaldırılmasına, imha edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Servis hizmeti veren bir işletme, kendi işletme adını hâkim unsur şeklinde yazmak koşuluyla, işyerinde belirtilen markalı araçlara hizmet verildiğini göstermek bakımından marka sahibinin iznine gerek olmadan KHK’ nın 12. maddesinde tarif edildiği koşullarda tescilli markayı tali unsur olarak kullanabileceği, ancak sunulan fotoğraf ve tanıtma vasıtalarına göre davalının tali unsur olarak değil, hakim unsur teşkil edecek şekilde davacı marka ve logosunu kullandığının anlaşılması karşısında davanın kabulüne dair verilen karar isabetlidir. (556 S. KHK. m. 12)”

“karar …. bir işletmenin kendi işletme adını hakim unsur şekilde yazmak koşuluyla işyerinde belirtilen markalı araçlara hizmet verildiğini göstermek bakımından marka sahibinin iznine gerek olmadan Kanun Hükmünde Kararname’nin 12 nci maddesinde tarif edildiği koşullarda tescilli markayı tali unsur olarak kullanabileceği, ancak dosya içeriği ve sunulan fotoğraf ve tanıtma vasıtalarının incelenmesinden davalının tali unsur olarak değil, hakim unsur teşkil edecek şekilde davacı marka ve logosunu kullandığı…”

Yukarıda yer verilen Yargıtay kararı uyarınca markaya ilişkin unsurların hâkim unsur olma dışında kullanılmasının mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu durum markayı asli unsur olarak kullanma şekline dönüşürse artık burada marka hakkına karşı tecavüz gündeme gelecektir.

MARKA HAKKINA KARŞI İŞLENEN SUÇLAR, SUÇUN UNSURLARI VE SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ

MARKA HAKKINA KARŞI İŞLENEN SUÇLAR ve SUÇUN UNSURLARI

Korunan Hukuki Değer

Sınaî Mülkiyet Kanunu’nun “Marka tescilinden doğan hakların kapsamı ve istisnaları” başlıklı 7. maddesi şu şekildedir:

“Marka tescilinden doğan hakların kapsamı ve istisnaları”

MADDE 7 – (1) Bu Kanuna sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir.

(2) Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması halinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır.

a) Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması.

b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.

 c) Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.

(3) Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması halinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir.

 a) İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması.

 b) İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi.

c) İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi.

ç) İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması.

 d) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimde kullanılması.

 e) İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması.

 f) İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması.

(4) Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade eder. Ancak marka başvurusunun Bültende yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescilinin ilan edilmiş olması halinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle başvuru sahibi, tazminat davası açmaya yetkilidir. Mahkeme, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayımlanmasından önce karar veremez.

(5) Marka sahibi, üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde, markasının aşağıda belirtilen biçimlerde kullanılmasını engelleyemez.

a) Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi.

b) Malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim ve sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması. Özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde, malın ya da hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hallerde kullanılması.

Maddenin 2. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre; marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Kanun koyucu marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle müdahalede bulunan bir mal veya hizmetin taklit ürününü üreten, satışa arz eden, satan kişileri cezalandırmakta ve bu filleri de yasaklamaktadır. Örneğin tanınmış bir markaya ait işaretin kalitesiz bir taklit üründe yer alarak, marka hakkı sahibinin ticari itibarının sarsılmasının önüne geçilmek istenmiş ve marka hakkına karşı yapılan saldırılar da gerek hapis cezası gerekse de adli para cezalarıyla yaptırıma bağlanmıştır[2].

Fail

Bu suçun faili herkes olabilir, özgü suç niteliğinde değildir.

Sınaî Mülkiyet Kanunu’nun “Marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler” başlıklı 30. maddesine göre;

Madde 30- (1) Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Marka koruması olduğunu belirten işareti mal veya ambalaj üzerinden yetkisi olmadan kaldıran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Yetkisi olmadığı hâlde başkasına ait marka hakkı üzerinde devretmek, lisans veya rehin vermek suretiyle tasarrufta bulunan kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(4) Bu maddede yer alan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde ayrıca bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

(5) Bu maddede yer alan suçlardan dolayı cezaya hükmedebilmek için markanın Türkiye’de tescilli olması şarttır.

(6) Bu maddede yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.

(7) Başkasının hak sahibi olduğu marka taklit edilerek üretilmiş malı, satışa arz eden veya satan kişinin bu malı nereden temin ettiğini bildirmesi ve bu suretle üretenlerin ortaya 33 çıkarılmasını ve üretilmiş mallara elkonulmasını sağlaması hâlinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”

Failin, bir tüzel kişinin organı veya temsilcisi olması halinde, cezai yaptırımı TCK’nin 45. Maddesi uyarınca hapis ve adli para cezasıdır.

Sınaî Mülkiyet Kanunu’na göre bu suçun faili; “başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi”dir.

Mağdur

Bu suçun mağduru herkes olabilir. Suçun doğrudan mağduru, gerçek veya tüzel kişidir. Ancak ceza hukuku anlamında tüzel kişiler suçun mağduru olamayacakları için, “suçtan zarar gören” kavramı içerisinde değerlendirilebilecektir[3]. Dolaylı mağdur ise toplumdur.

Maddi Unsur

Suçun Konusu

İlgili suçta hareketin yöneldiği şey doğrudan markadır. Çünkü haksızlık niteliğindeki filler marka üzerinde gerçekleşmektedir[4].

Markanın suçun konusu olması için iki ölçüt ortaya çıkmaktadır: ilki tescilli bir marka olmalı ve ikincisi ise tescilin Türkiye’de yapılması gerekmektedir[5].

Hareket

Sınaî Mülkiyet Kanunu’nun “Marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler” başlıklı 30. maddesine göre;

Madde 30- (1) Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Marka koruması olduğunu belirten işareti mal veya ambalaj üzerinden yetkisi olmadan kaldıran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Yetkisi olmadığı hâlde başkasına ait marka hakkı üzerinde devretmek, lisans veya rehin vermek suretiyle tasarrufta bulunan kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(4) Bu maddede yer alan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde ayrıca bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

(5) Bu maddede yer alan suçlardan dolayı cezaya hükmedebilmek için markanın Türkiye’de tescilli olması şarttır.

(6) Bu maddede yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.

(7) Başkasının hak sahibi olduğu marka taklit edilerek üretilmiş malı, satışa arz eden veya satan kişinin bu malı nereden temin ettiğini bildirmesi ve bu suretle üretenlerin ortaya çıkarılmasını ve üretilmiş mallara elkonulmasını sağlaması hâlinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”

6769 Sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu’nun 30. Maddesinde “iktibas” ve “iltibas” olmak üzere iki kavram karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle öncelikle bu iki kavramın açıklanması gerekir. İktibas, bir markanın aynen taklit edilmesidir. İltibas ise, bir markanın karıştırılabilecek şekilde taklit edilmesidir. Makul bir birey ilk bakışta benzeşmeyi anlayamıyor ise burada iktibastan değil, iltibastan söz edilebilir[6].

6769 Sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu’nun 7. maddesine göre, Türkiye’de tescilli markalar ancak korumadan faydalanabilirler. Bu yönüyle markanın izinsiz kullanılması suçunun oluşabilmesi için, markanın Türkiye’de tescilli olması şarttır ve tescilli marka olma şartı suçun ön şartı olarak değerlendirilebilir[7].

Tescil edilmemiş markalar bu hükümler kapsamında korunamayacağı için, iktibas ve iltibas eylemleri, ancak TTK’ nın 55. ve 62. maddeleri kapsamında, “haksız rekabet suçu” içerisinde değerlendirilebilecektir[8].

Sınaî Mülkiyet Kanunu’nun 29. Maddesinde Sayılan Tecavüz Halleri

Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır:

Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak

6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 7. maddesine göre de; “…..

 (2.)

a) Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması.

b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.

c) Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.

(3) Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir:

a) İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması.

b) İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi.

c) İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi.

ç) İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması.

d) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması.

e) İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması.

f) İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması.” fiilleri marka hakkına tecavüz sayılmaktadır.

Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı – İstanbul 2. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 2018/396 esas,  2019/388 karar, 26.9.2019 tarihli kararında;

‘’Yapılan incelemede davalının web sitesinde yer alan kullanımlarında davacı markalarının aynılarının kullanıldığı tespit edilmiştir. Davalı vekili tarafından sunulan beyan dilekçesinde bu durum ikrar edilmiştir. Davacı tarafından dosyaya ibraz edilen internet çıktılarında gerek görsel olarak ve gerekse işitsel olarak davacı adına tescilli olan başta “…” olarak tescilli ve tanınmış marka ve ayrıca davacı adına tescilli olan diğer logo ve markaların kullanıldığı, davalının markasal kullanımlarının tekstil ürünleri ve telefon kılıfları ile bunların satışında olduğu dolayısıyla davalının eyleminin SMK 27’nin yollamasıyla 7.madde gereğince markaya tecavüz eylemini oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Tüm dosya kapsamı sunulan bilirkişi raporu ile bir arada değerlendirildiğinde; davalının davacının testil ürünleri ve telefon kılıfları bakımından tescilli ve tanınmışlığa sahip “…”, “…”, “…”, “…”, “…”, “…”, “…”, “…” ibareli markalarını dava konusu internet sitesinde kullandığı, bu durumun davalı tarafça da ikrar olunduğu, davalının bu kullanımlarının SMK m.7 ve 29 uyarınca açık şekilde davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği anlaşılmakla davacının sübut bulan davasının kabulü ile davalı kullanımlarının (davacıya ait tescilli ve tanınmış markaya ait görsel, şekil ve işaretleri kullanmak suretiyle iltibas yaratacak şekilde ürün pazarlamak şeklindeki) davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine karar vermek gerekmiş önleme talebi kapsamında ilgili siteye erişimin engellenmesi talebi yönünden davaya konu paylaşımların kaldırıldığı ve siteye ulaşılamadığı dikkate alınarak konusuz kalan talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına, muhtemel tecavüzlerin önlenmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.’ ’şeklinde hüküm kurmuştur.

Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı – Bakırköy 1. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 2017/137 esas, 2019/79 karar,  12.3.2019 tarihli kararında;

 ‘’Taraflarca deliller sunulduktan ve resen celbi gerekenler de toplandıktan sonra dosyada bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, dosyanın tevdi olunduğu bilirkişi heyeti hazırlamış oldukları 15/10/2018 tarihli raporda sonuç olarak, dava konusu http://….suaritmaservisleri.net ve http://…web.tr isimli internet sitelerinin alan adı sahibi ve içerik sağlayıcısının davalı olduğu, söz konusu internet sitelerinin arviş kayıtlarında “…. ” ve “…. ” ibareli logoların kullandığı ve belirtilen şekildeki kullanımların ortalama tüketici nezdinde karışıklık yaratma ihtimalinin yüksek olduğu, tüketicilerin bu siteleri işletenleri markanın sahibi davacının yetkili servis ve satıcıları olarak algılayabilecekleri,’’ şeklinde hüküm kurmuştur

b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek

Markayı taklit edilmek suretiyle tecavüz suçunun oluşup oluşmadığı malı satın alan kitlenin yani halkın gerçek markayı taşıyan mallar ile markanın aynısı veya ayırt edilemeyecek derecede benzerini taşıyan taklitli ürünleri birbirinden kolayca ayırt edip edemedikleri araştırılarak tespit edilebilir[9]. Eğer aldatıcılık yoksa yani makul/normal tüketiciler gerçek marka ile taklit markayı açıkça ayırt edebiliyor/anlayabiliyorlar ise o zaman markaya tecavüzden söz edilemeyecektir[10].

c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünlerini satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak

Yukarıda sayılan eylemleri gerçekleştiren kişilere karşı dava açılabilmesi için öncelikle söz konusu mallarda “taklit” olgusunun bulunması, bu eylemleri işleyen kişilerin malların taşıdığı marka veya şart olmamakla birlikte ürünün taklit olduğunu bilmesi veya bilebilecek durumda bulunması gereklidir. Bilme veya bilebilecek durumda bulunma olgusunu ispatlanmasında ispat yükü şikâyetçidedir. Hükmün uygulanabilmesi için gerekli bir diğer şart, markayı taşıyan ürünlerin satılması, dağıtılması veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarılması veya bu amaçlar için ithal edilmesi veya ticari amaçla elde bulundurulmasıdır[11]. Malın tüketilmek amacıyla elde bulundurulması halinde hüküm uygulanmayacağından tüketici bu suçun faili de olamaz[12].

Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı – Bakırköy 1. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 2018/330 esas, 2019/348 karar, 17.10.2019 tarihli kararında; ‘’Yüksek Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, ticari bir malı üreten bir işletmenin ürettiği malı satmasının, işin doğası gereği ve ticari faaliyetinin zorunlu bir sonucu olması, mal üreten işletmenin, aynı zamanda o malı satmak için ayrıca 35. Sınıfta da markasını tescil ettirmesine gerek olmaması karşısında, mahallinde yapılan incelemede, davalının kendisi ve grup şirketlerinin ürettiği ürünler dışında başka marka altında herhangi bir satışının söz konusu olmaması, buna ilaveten unvanını da kullanmasının mümkün olması karşısında, davalının davacı marka haklarına tecavüzü söz konusu olmadığından, davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir.’’ şeklinde hüküm kurulmuştur.

ç) Marka hakkı sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek

Yukarıda sayılan eylemleri gerçekleştiren kişiler marka hakkına tecavüz etmiş sayılacağından kanunun 30. maddesindeki yaptırımlara tabi tutulacaktır.

Manevi Unsur

Marka hakkına karşı işlenen suçlar kasten işlenebilir, taksirle işlenme hali düzenlenmemiştir. Kasten işleme, doğrudan kastla da olabilir, dolaylı kastla da olabilir. Ancak, suçun işlenebilmesi için özel kast aranmamıştır[13].

Hukuka Uygunluk Sebeplerinin Somut Olayda Bulunması

6769 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 5. Fıkrası uyarınca;

a) Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi.

b) Malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim veya sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması.

c) Özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde, malın ya da hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hâllerde kullanılması.”

Yukarıda belirtilen durumların bulunması halinde, marka sahibi üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde, markasının kullanılmasını engelleyemez.

İlgili kanun hükmü uyarınca markanın üçüncü kişiler tarafından dürüstçe kullanılmasının çerçevesi belirlenmiştir.

SUÇLARIN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ

Teşebbüs

6769 Sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu’nun 29. maddesindeki suçlar açısından konu irdelendiğinde fail, suçun maddi unsurlarını gerçekleştirmek için doğrudan doğruya icra hareketine başladıktan sonra elinde olmayan nedenlerle, suçu tamamlayamazsa, bu suça teşebbüsten sorumlu olacaktır. Görüldüğü üzere suçun tamamlanmış şeklinin cezalandırılmasının yanında teşebbüs aşamasında kalması da cezalandırılmaktadır[14]. Örneğin, kişinin, tescilli veya daha önce tescil başvurusu yapılan marka ile aynı veya benzer olarak taklit edilmiş işareti satışa arz etmek isterken yakalanması halinde veya tanınmış markayı bu markanın ürünü olmayan mallar üzerine basma fiilini gerçekleştirirken yakalanması halinde suça teşebbüs oluşacaktır ve yine fail cezalandırılacaktır[15].

İştirak

Suçun özel görünüş şekillerinden iştirak, 5237 sayılı TCK’nın 37. maddesinde, ‘Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur’ şeklinde; 40. maddesinde ise, ‘Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır’ şeklinde yer almaktadır.

Bu suç açısından konuya bakıldığında, iştirak mümkündür. Örneğin, bir kişi, tescilli markayı taklit eden işareti hazırlar, diğeri bu işareti tescilli markanın ürünü olmayan mallar üzerine basar, bire diğeri de bu taklit işaretli mal veya hizmeti satışa arz eder ise veya reklamını yapar ise iştirak gerçekleşmiş olur[16].

İçtima

Suçların içtimaı (toplanması), 5237 sayılı TCK’nın 42. maddesinde bileşik suç, 43. maddesinde zincirleme suç ve 44. maddesinde fikri içtima olarak yer almaktadır. 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesi, ‘Bu kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır’ şeklinde düzenlenmiştir. Suçların içtimaı kapsamında TCK’nın genel hükümleri içinde düzenlenen bu üç farklı kurumdur.

6769 Sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu’nun 29. maddesi açısından da suçların içtimaı hükümleri uygulanabilecektir. Bu üç farklı kurumdan uygulama alanı daha geniş olan zincirleme suç hükümlerinin marka hakkına saldırı suçları açısından uygulanması da kaçınılmazdır[17].

 

Stj. Av. Zeynep ŞİMŞEK                                                                              

[1] TEKİNALP, Ünal, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul, 2004, s. 339

[2] İşler, İlknur (2017), Marka Hakkına Karşı İşlenen Suçlar Ve Yaptırımları, Gaziantep Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, Tez No:584924.

[3] Tüzel kişilerin suçun mağduru olamayacağı yönündeki görüş için bkz. ÖZGENÇ, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2006, s. 191.

[4] ÖZEN, “Marka Hakkına Karşı İşlenen Suçlar ve Yaptırımları” , s. 66

[5] BAŞBÜYÜK, Marka Hakkının İhlalinden Doğan Cezai Sorumluluk, s. 96.

[6] KOCASOY, Marka Hakkına Saldırıdan Kaynaklanan Maddi ve Manevi Zararların Tazmini, s. 16.

[7] İşler, İlknur (2017), Marka Hakkına Karşı İşlenen Suçlar Ve Yaptırımları, Gaziantep Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, Tez No:584924.

[8] BİRTEK, Marka ve Üretim Korsanlığı Suçu, s. 509.

[9] İşler, İlknur (2017), Marka Hakkına Karşı İşlenen Suçlar Ve Yaptırımları, Gaziantep Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, Tez No:584924.

[10] DÖNMEZ, İrfan, Markalar ve Haksız Rekabet Davaları, İstanbul, 1992, s. 52

[11] İşler, İlknur (2017), Marka Hakkına Karşı İşlenen Suçlar Ve Yaptırımları, Gaziantep Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, Tez No:584924.

[12] TEKİNALP, Fikri Mülkiyet Hukuku, s. 456

[13] ÖZEN, “Marka Hakkına Karşı İşlenen Suçlar ve Yaptırımları”, s. 70 vd.

[14] İşler, İlknur (2017), Marka Hakkına Karşı İşlenen Suçlar Ve Yaptırımları, Gaziantep Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, Tez No:584924.

[15] ÖZEN, “Marka Hakkına Karşı İşlenen Suçlar ve Yaptırımları”, s. 67

[16] ÖZEN, “Marka Hakkına Karşı İşlenen Suçlar ve Yaptırımları”, s. 67

[17] ÖZEN, “Marka Hakkına Karşı İşlenen Suçlar ve Yaptırımları”, s. 68.

YAZAR: İstanbul Hukuk ve Danışmanlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir