KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMAYA KARŞI AÇILACAK DAVALARDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME
Genel Olarak Kamulaştırmasız El Atma
Mülkiyet hakkına her ne şekilde olursa olsun yapılan müdahale özünde hukuka aykırıdır ve hukuk düzeni tarafından korunmaz. Ancak idare tarafından bir müdahale yapılması gerekiyorsa bu müdahale işleminin kanuna dayanması ve kamu yararı amacıyla yapılması gerekir.
Mülkiyet hakkı, sahibine kullanma, yararlanma ve tasarruf etme yetkileri vermektedir, dolayısıyla bu yetkilerden herhangi birisine de yapılan müdahalenin mülkiyet hakkına yapılan müdahale oluşturduğu açıktır.(Akbulut, 2014:452).
Kamulaştırma, idarenin mal edinme usullerinden biridir. Dayanağını Anayasa’nın 46. maddesinden almaktadır. Kamulaştırma, idareye tanınmış olan sınırsız bir yetki değildir. Yetki, konu, sebep, amaç, şekil yönlerinden kanunla sınırlandırılmış bir idari işlemdir.
Kamulaştırmanın nihai amacı Kamu yararıdır.
İdarenin, kamu hizmetine dair sorumluluğunu gerçekleştirirken ihtiyaçlarına yönelik gayrimenkulleri alabilmesine yardımcı olan kamulaştırma, bireylerin en temel haklarından mülkiyet hakkına yönelik bir sınır koyma veya engelleme özelliği gösterir.[1]
İdare tarafından keyfi olarak özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza müdahale söz konusu olduğunda unsurları bulunması halinde kamulaştırmasız el atma gündeme gelecektir.
Genel bir tanım yapacak olur isek, kamulaştırmasız el atma, kamulaştırma yetkisine sahip idarenin kamulaştırma yapmaksızın, kamu yararı amacıyla hukuka aykırı olarak özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza, kalıcı ve daimi olmak üzere fiili veya hukuki müdahalede bulunması ve malikin mülkiyet hakkını kısıtlamasıdır.
Bu bakımdan kamulaştırmasız el atma fiili el atma olabileceği gibi hukuki el atma şeklinde de ortaya çıkabilir.
Kamulaştırmasız el atma, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.12.2010 tarih ve E:2010/5–662 K:2010/652 sayılı kararına kadar “sadece fiili el atma olarak” kabul edilmiş ve idarenin taşınmaza sahiplenme kastıyla kalıcı olarak el atması aranmıştır. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin en ağır görünümlerinden veya uygulamasından biri olan hukuki el atma ise uzun yıllar Yargıtay tarafından fiili müdahale olmadığı için “bir kamulaştırmasız el atma” olarak kabul edilmemiştir.[2]
Fiili el atma, kamulaştırma yetkisine sahip idarenin, görev alanına giren konularda kamulaştırma usullerine uymaksızın özel mülkiyette bulunan taşınmaza, kamu yararı ve sahiplenme amacıyla kalıcı ve daimi olarak müdahalede bulunmasıdır.
Hukuki el atma ise, kamulaştırma yetkisine sahip idarenin, kamulaştırma usullerine uymaksızın, fiili bir müdahalede bulunmadan, kamu yararı amacıyla, imar planları ile umumi hizmetlere ayrılan taşınmazların idare tarafından imar uygulamasının yapılmaması yahut taşınmazın kamulaştırılmaması sebebiyle malikin mülkiyet hakkının kısıtlanmasıdır.
Fiili el atma ile hukuki el atma arasındaki en önemli fark; lafzi yorumdan da anlaşılacağı üzere fiili el atmada idarenin sahiplenme amaç ve kastıyla kalıcı olarak fiili bir müdahalesi var iken hukuki el atmada ise tam tersi olarak idarenin işlemi var olmakla birlikte idarenin fiilen bir müdahalesi bulunmaksızınt hakkının kısıtlanması sonucunun doğmasıdır.[3]
Kamulaştırmasız el koymanın unsurları buna karşı başvurulacak yargısal yolların esasını oluşturmaktadır. Bu unsurlardan yoksun olan yahut kamulaştırmasız el koymanın istisnasını teşkil eden haller, kamulaştırmasız el koyma olarak değerlendirilemez.[4]
Kamulaştırmasız el atmaya ilişkin en yakın düzenleme Medeni Kanun’un 683. maddesinin 2. fıkrasında yer bulmaktadır. Özel hukuk kaynaklı talep hakkı olan fıkraya göre “Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir.” Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesinin 2. fıkrası ve Yargıtay’ın 16.05.1956 tarih ve E:1956/1 ve K:1956/6 sayılı kararlı doğrultusunda doktrinde, özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza kamulaştırmasız el atılması halinde açılabilecek dört dava tipi olduğu kabul edilmektedir[5]. Bunlar (Şahiniz, 2006: 103):
- El atmanın önlenmesi davası,
- El atılan yerin bedelinin tahsili davası (bedel davası),
- Ecrimisil davası,
- Tazminat davasıdır.
Kamulaştırmasız el atma halinde açılabilecek davalara ilişkin ilk defa 16.05.1956 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında el atmanın önlenmesi ve bedel tespiti davaları malike seçimlik hak olarak sunulmuştur. [6]2010 yılında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile hukuki el atmaların da kamulaştırmasız el atma sayılması ile malike bedel davası açma imkânı tanınmıştır.[7]
Kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı taşınmazın malikinin açacağı müdahalenin meni ve bedelin tahsili davaları söz konusu içtihadı birleştirme kararına dayanılarak açılmaktadır (Gölcüklü, 2016:1184).
Mülkiyet hakkı halen devam ettiği için malik istihkak davası açamayacak, bunun yerine kendisine tanınan seçimlik hak doğrultusunda isterse idare aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi isterse mülkiyetin devri karşılığı taşınmaz malın bedelini de talep edebilecektir. Mülkiyet hakkı sahibi tarafından talep edilecek bedel taşınmazın dava tarihindeki bedelidir. [8]
Her iki davanın birlikte açılması mümkün olmayıp malikin müdahalenin men’i davasının lehine sonuçlanmasına rağmen, kararın icrasından önce bedel davası açmasında da yasal bir engel bulunmamaktadır.[9]
Kamulaştırma kanununun 38.maddesi[10] kamulaştırmasız el atma ile ilgili müdahalenin men’i ve bedel davalarında dava açma süresini düzenlemiştir. Fakat Anayasa Mahkemesi bu maddeyi Anayasa ve Avrupa insan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme Ek Protokol’ün ilk maddesine aykırı görmüş ve iptal etmiştir. Anayasa mahkemesi bu kararında[11] hukukun “evrensel” ilkelerinden yola çıkmıştır. Aynı zamanda Anayasa mahkemesinin bu kararında iptale konu ilgili madde hükmünde kazanılmış haklar konusuna da değinilmiştir[12]. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı ile malikin dava açma hakkını 20 yıl ile sınırlayan hüküm ortadan kaldırılmıştır.[13]
İdarenin kamulaştırmasız el atma fiili sonucu oluşacak zarar için her zaman tazminat davası açılabilir. Fakat bu davayı açacak kişi meşru hakları ihlal edilmiş kişi olmalıdır. Zira kişi, mülkiyeti başkasına ait mallardan ötürü kendi adına tazminat isteyemez (Esin,1973,s.358).
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Kamulaştırmasız fiili el atmalarda adli yargı görevli iken hukuki el atmalarda idari yargı görevlidir. (Yargıtay 5. HD E. 2011/14768 K. 2012/1243; Yargıtay 4. HD 13.12.2004 E. 2004/15690 K. 2004/14187).
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 11.02.1959 gün ve E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararında, kamulaştırmasız el koyma halinde idarenin hukuka aykırı bir harekette bulunduğu ve bundan dolayı açılan davanın da, Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davası olduğu ve bu bakımdan adli yargının görevli olduğuna hükmedilmiştir. [14]
Nitekim Yargıtay da kamulaştırmasız fiili el koyma nedeniyle açılacak davalarda adli yargının görevli olduğuna hükmetmiştir.[15]
İdarenin imar planına uygun olarak yol yapımı sırasında özel mülkiyete zarar vermesi durumunda verilen zarar nedeniyle açılacak davada mülkiyet hakkı ihlali söz konusu değilse, kamu hizmetinin yürütülmesinden doğan zarar olmasına binaen açılacak davada idari yargı görevlidir.[16]
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 09.04.2012 gün ve E:2011/238, K:2012/63 ve E:2012/41, K:2012/77 sayılı kararlarında fiili el atmanın bulunmadığı durumlarda idari yargı yerinin görevli bulunduğuna oybirliği ile karar verilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 11.02.1959 tarihli 1958/17 Esas, 1959/15 sayılı kararına göre;
“Zira bir amme teşekküllünün vazifelerinden olan bir işi yapmayı kararlaştırması, idari bir karar olduğu gibi bu kararı yerine getirmek üzere plan ve projeler yapıp o plan ve projeler gereğince işi görmesi de kararın neticesi olan birer İDARİ FİİLDİR. O halde bu fiillerden doğan zararların tazmini istekleri de, idari karar ve fiilden doğan zararın bir kimsenin hakkını halele uğratması esasına dayanan tazmini istekleridir ki Devlet Şurası Kanununun 23 üncü maddesinin birinci bendi hükmünce bu istekler mahiyetçe bir tam kaza davasıdır ve bu itibarla bu davalarda Devlet ŞURASI VAZİFELİDİR. İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır ve bu bakımdan dava, Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyet tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararının tazmini davasıdır ve bu bakımdan adliye mahkemesini VAZİFESİ İÇİNDEDİR.”
Bu kararla birlikte, kamu kuruluşlarının verdikleri kararlar sonunda plan ve projelere uygun olarak tesisler yaptırmış olmaları ya da bu tesisleri kullanmaları yahut tesislere bakmaları nedeniyle kişilerin uğramış oldukları zararların ödetilmesine ilişkin davalar, yönetsel nitelikte olduğu ve bu tür davalara bakmaya idari yargı yerlerinin görevli olduğu ifade edilmiştir.[17]
Belirtmek gerekir ki mülkiyet hakkının uzun süre programa alınmayan imar planları sebebiyle kısıtlandığı, yani uyuşmazlığın 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklenen Ek 1. maddesine dayandığı hallerde Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik içtihatları gereğince bu uyuşmazlıkların İdari Yargı yerlerinde çözülmesi gerekmektedir.[18]
Aynı taşınmaz üzerinde hem hukuki hem fiili el atma var ise;
Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 22.01.2015 tarih ve E:2014/18776 K:2015/561 sayılı kararında; “Taşınmazın bir bölümüne davalı idarece fiilen yol olarak el atılmış olup, İmar planında yol olarak ayrılan ancak fiilen el atılmayan bölüme ilişkin isteminde “proje bütünlüğü” dikkate alınarak adli yargıda görülmesi gerektiğine” karar vermiştir.
Uyuşmazlık mahkemesinin 11.04.2016 tarihli, 2016/160 Esas ve 2016/207 Karar sayılı kararına göre bir taşınmazda hem fiili el atmanın hem de hukuki el atmanın varlığı halinde görevli yargı yolu adli yargı olarak benimsenmiştir.
Yetkili Mahkeme ise HMK 12. maddesi gereğince taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.
Eğer tazminat isteniyorsa bu defa davacı isterse taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde isterse davalı idarenin bulunduğu yer mahkemesinde dava açabilir. Her iki mahkeme de yetkilidir[19]. Eğer taşınmazın bedeli talep ediliyorsa bedel davası, davalının hem ikametgahında hem haksız fiilin yapıldığı yerde açılabilir[20].
Stj. Av. Zeynep ŞİMŞEK
[1] Çakır, Yavuz (2019), Kamulaştırmasız El Atmanın Mülkiyet Hakkı Bakımından Anayasal İncelenmesi, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, Tez No:584924.
[2] Kamulaştırmasız el atma, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 tarih ve 2010/5–662 Esas, 2010/652 Karar sayılı kararına kadar sadece fiili el atma olarak kabul edilerek idarenin taşınmaza sahiplenme kastıyla kalıcı olarak el atması aranmıştır. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin en ağır görünümlerinden veya uygulamasından biri olan hukuki el atma ise uzun yıllar Yargıtay tarafından fiili müdahale olmadığı için kabul edilmemiştir.
[3] Altunışık, Esma (2019), Hukuki El Atma, Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, Kamu Yönetimi ve Kent Çalışmaları Programı, Yüksek Lisans Tezi, Denizli, Tez No:600425.
[4] Karaca, Egemen (2018) , Kamulaştırmasız El Koymanın Unsurları Ve Kamulaştırmasız El Koymaya Karşı Yargısal Başvuru Yolları, [Eletronik Erişim] http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2018-137-1788 (11.05.2020)
[5]Çakır, Yavuz (2019), Kamulaştırmasız El Atmanın Mülkiyet Hakkı Bakımından Anayasal İncelenmesi, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, Tez No:584924.
[6] Karar için bkz. YİBK, 16.05.1956 gün ve E: 1956/1, K: 1956/6.
[7] Karar için bkz. HGK, 15.12.2010 gün ve E: 2010/5–662, K: 2010/652.
[8] Altunışık, Esma (2019), Hukuki El Atma, Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, Kamu Yönetimi ve Kent Çalışmaları Programı, Yüksek Lisans Tezi, Denizli, Tez No:600425.
[9] Kutlu Gürsel, s. 422
[10] “Kamulaştırma yapılmış, ancak işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırma hiç yapılmamış iken kamu hizmetine ayrılarak veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmaz malın malik, zilyed veya mirasçılarının bu taşınmaz mal ile ilgili her türlü dava hakkı yirmi yıl geçmekle düşer. Bu süre taşınmaz mala el koyma tarihinden başlar.”
[11] Anayasa Mahkemesi E.2002/112 K.2003/33 (https://www.lexpera.com.tr/resmigazete/metin/RG801Y2003N25279S200333/1 ) Erişim Tarihi:11.11.2019
[12] “…hukukun evrensel ilkelerine saygı duymak hukuk devleti olmanın gereğidir. Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının “zamanötesi” niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır. Bu nedenle, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu tarafından bir taşınmazın malik, zilyed veya mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması, o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Devlet faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olması, kazanılmış haklara saygı duyulmasını gerektirir. Kazanılmış haklara saygı ilkesi hukukun genel ilkeleri ve hukuk devleti kavramı içerisinde yer alır. Bu ilkenin temel amacı ise bireylerin hukuk güvenliğini sağlamaktır. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine de aykırıdır” demiştir.
[13] Çerkez, Timur (2020), Türk Hukukunda Kamulaştırmasız El Atma, Doğuş Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, Tez No:628403.
[14] Karaca, Egemen (2018) , Kamulaştırmasız El Koymanın Unsurları Ve Kamulaştırmasız El Koymaya Karşı Yargısal Başvuru Yolları, [Eletronik Erişim] http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2018-137-1788 (11.05.2020)
[15] Y. 5. HD., 06.11.1974 gün ve E: 1974/10175, K: 1974/10911, (Ulusoy, s. 80).
[16] Kutlu Gürsel, s. 419.
[17] Altunışık, Esma (2019), Hukuki El Atma, Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, Kamu Yönetimi ve Kent Çalışmaları Programı, Yüksek Lisans Tezi, Denizli, Tez No:600425.
[18] Uyuşmazlık Mahkemesi 20.02.2017 gün ve E: 2017/94, K: 2017:136, (http://kararlar.uyusmazlik.gov.tr, 14.01.2018), “…olayda fiilen el atmanın söz konusu olduğu, davaya konu olayda; adli yargı yerince fiilen el atılan kısma ilişkin olarak tefrik kararı verilmek suretiyle yargılamaya devam edildiği, davacıların hissedar oldukları taşınmaza, davalılar tarafından, imar planında “yol ve park” olarak ayrılmak suretiyle, hukuken el atıldığı iddiası ile meydana geldiği belirtilen zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde yer alan “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.”
[19] Y. 5. HD., 06.11.1974 gün ve E: 1974/10175, K: 1974/10911, (Ulusoy, s. 80).
[20] Y. 3. HD., 26.10.1976 gün ve E: 1976/5742, K: 1976/6858, (Ulusoy, s. 80).

