T.C. ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TARAFINDAN HAZIRLANAN
TAŞIMA İŞLERİ ORGANİZATÖRLÜĞÜ YÖNETMELİK
TASLAĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Av. Mesut DENİZ
Yahya Berk NASIRLI
GİRİŞ
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 917-930. Maddeleri arasında düzenlenen ve 4925 Sayılı Karayolları Taşıma Kanunu’nun ilgili maddelerinde düzenlenen Taşıma İşleri Komisyonculuğu Sözleşmesi hükümleri göz önüne alındığında, mevcut yönetmeliğin çıkarılması gerekliliği tartışmalıdır. Zira kanun koyucu 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili maddelerinde taşıma komisyonculuğu sözleşmesini ayrıntılı hükümleri ile düzenlemiştir.
İlgili yönetmeliğin düzenlenmesindeki gereklilik hakkındaki tartışmalar bu değerlendirmemizin ana konusunu oluşturmamaktadır. Değerlendirmemizin ana konusu Taşıma İşleri Organizatörlüğü Yönetmeliği Taslağında öngörülen hükümlerin ve kavramların nitelendirilmesinin Türk Ticaret Kanunu’ndaki Taşıma İşleri Komisyonculuğu Sözleşmesi hükümleri ile çelişkileri, yönetmelik hükümlerinin belli başlı belirsizlikleri, Anayasa’ya aykırılık teşkil edebilecek hususulardır.
Çalışmamızda ilgili yönetmelik taslağının Türk Ticaret Kanunu’nun ve Karayolları Taşıma Kanunu’nun ilgili hükümleri ile olan çelişkilerinden bahsedilecek, Yönetmeliğin kendi içerisindeki bazı belirsizlikler ortaya konulacaktır. İlk bölümümüzde Taşıma İşleri Organizatörlüğü teriminin kullanılmasının ortaya çıkarabileceği sorunlar değerlendirilecektir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise yönetmeliğin ilgili hükümlerinin 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Karayolları Taşıma Kanunu, Anayasa’da belirtilen temel ilkeler ve prensipler bağlamında değerlendirmesi yapılacak, yönetmelik hükümlerindeki problemli durumlar ortaya konmaya çalışılacaktır.
TAŞIMA İŞLERİ ORGANİZATÖRLÜĞÜ TERİMİNDE KOMİSYONCULUK-ORGANİZATÖRLÜK KAVRAMLARI VE YÖNETMELİĞİN DAYANAKLARI HAKKINDA DEĞERLENDİRME
Çalışmanın giriş kısmında da belirtilmiş olduğu üzere, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Karayolları Taşıma Kanunu’nda Taşıma İşleri Organizatörlüğü terimi değil, Taşıma İşleri Komisyonculuğu terimi kullanılmıştır.
Öncelikle T.T.K’nın ilgili taşıma komisyonculuğu sözleşmelerini düzenleyen 917-930 arasındaki hükümlerde gerektiğinde yönetmelik ile uygulamaya ilişkin alt düzenleme yapılamayacağından bu yönetmeliğin hukuka aykırı olacağı görüşü doktrinde bazı yazarlarca savunulmaktadır.[3] Her ne kadar bu görüş savunulsa da, Taşıma İşleri Organizatörlüğü Yönetmeliği 26.9.2011 Tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma ve Altyapı Alanına İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de verilen yetkiye istinaden hazırlanmıştır. Böyle bir yönetmeliğin Türk Ticaret Kanunu nazara alınarak düzenlenmesi her ne kadar işin niteliğine daha uygun düşse de, en nihayetinde ilgili hüküm geçerli bir Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanarak hazırlanmıştır. Bu sebeple Değirmenci’nin savunduğu görüşün işin niteliğine ve özelliğine uygun düştüğünü belirtmekle birlikte, tamamı ile yönetmeliğin dayanak kanunlara aykırı olduğunu savunmak doğru olmayacaktır.
Yukarıdaki tartışmanın sebebini oluşturan hüküm yürürlükte bulunan yönetmeliğin Dayanak başlıklı 3. Maddesinde bulunan ‘’ Bu Yönetmelik, 26.9.2011 tarihli ve 655 Sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanılarak hazırlanmıştır.’’ ifadeleridir. Yani yürürlükteki yönetmeliğin dayanağını 655 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname oluşturmaktadır. İdare bu husustaki eksikliğe çözüm bulma amacı ile yönetmelik taslağının Dayanak başlıklı 3. Maddesinde ‘’ Bu Yönetmelik; 10.07.2003 tarihli ve 30474 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 26.9.2011 Tarihli ve 655 Sayılı Ulaştırma Altyapı Alanına İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye dayanarak hazırlanmıştır.’’ ifadelerini kullanmıştır. Ancak hazırlanan bu yönetmelik yine işin niteliğine uygun düşmemektedir. Zira Taşıma İşleri Komisyonculuğu Sözleşmesi’ne ilişkin en detaylı ve kapsamlı düzenlemeler 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda bulunmaktadır. Nitekim aynı yönetmeliğin 2. Maddesinde bu yönetmeliğin taşıma işleri organizatörü olarak gösterilen gerçek ve tüzel kişileri kapsadığı belirtilmiştir. Böyle bir düzenleme varken hazırlanan yönetmeliğe en başta Ticaret Kanunumuzun dayanak yapılması gerekirken Ticaret Kanunu dışında taşıma işleri komisyonculuğu/organizatörlüğü lafzı geçen her düzenlemenin dayanak yapılmasının hatalı olmuştur. En başta Türk Ticaret Kanunu’nun bu sözleşmeye dayanak oluşturması gerekirdi.
Burada sorun teşkil eden bir diğer husus, 655 Sayılı Kararnamede karayolu, demir yolu ve deniz yolu için düzenleme yetkisi idareye verildiği halde havayolu taşımacılığı ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Yönetmelik Taslağı’nın 1. Maddesinde ‘’Bu Yönetmeliğin amacı, karayolu, demiryolu, denizyolu veya havayolu taşımacılığında ve/veya kombine taşımacılık alanında faaliyet gösterecek taşıma işleri organizatörlerinin…’’ ibareleri kullanılarak havayolu taşımacılığı ile ilgili de düzenleme yapıldığı belirtilmiştir. Ancak açıkladığımız üzere 655 Sayılı KHK’de böyle bir yetki verilmediğinden bu yönetmeliğin hava yolu taşıması ile ilgili düzenleme içermesinin teknik olarak hatalıdır.
Bu bölümün başında yönetmelikte ve yönetmelik taslağında taşıma işleri komsiyoncusu yerine taşıma işleri organizatörü tabiri kullanıldığını ifade ettik. Taşıma İşleri Organizatörü ile taşıma işleri komisyoncusunun aynı kişi olduğunu varsaydığımızda bile, TTK kapmasında faaliyet gösteren taşıma işleri komisyoncuları, bu yönetmeliğin kendilerine uygulanamayacağını iddia edebilirler.[4] Bu çelişkiyi gidermek adına bu yönetmeliğin Taşıma İşleri Organizatörlüğü ismi ile değil de Taşıma İşleri Komisyonculuğu ile ilgili Yönetmelik adında yürürlüğe konulması daha doğru olacaktır.
YÖNETMELİK TASLAĞINDA BELİRTİLEN TANIMLARIN VE KAVRAMLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Taşıma Organizatörlüğü Yönetmeliği’nin yürürlükte bulunan halinin 4. Maddesinin 1. Fıkrasının I bendinde ve değişiklik yapılmadan Yönetmelik Taslağında 4. Maddenin 1. Fıkrasının O bendinde aynı şekilde anılan hükme göre taşıma işleri organizatörünün ‘’kendi nam ve hesabına’’ yük taşıması yaptırabileceği belirtilmiştir. Yönetmelik Taslağı’na hiç değiştirilmeden konulan bu hüküm,yönetmeliğin kendi adına ve başkası hesabına taşıma organizatörlüğü/komisyonculuğu yapanlara karşı uygulanamaması sonucunu doğuracaktır.[5] Belirtilmelidir ki, Türk Borçlar Kanunu m.532/1’e göre genel olarak komisyoncu kendi namına ve başkası hesabına çalışmaktadır. Bu husus mülga 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 808/1 maddesinde de yer bulmuştur. 6102 Sayılı T.T.K(Türk Ticaret Kanunu)’nun yeni düzenlemesi ile eski kanundaki 808. Madde de bulunan ‘’kendi namına ve müvekkil hesabına hareket etme’’ ibaresi kaldırılmıştır. Ancak T.T.K m. 918/3’e göre taşıma işleri komisyoncusunun, gerekli sözleşmeleri kendi veya böyle bir yetki almış olması şartıyla, gönderen adına yapacağı öngörülmüştür.
Görüldüğü üzere, taşıma işleri komisyoncusu böyle bir yetki aldığı takdirde, müvekkilini temsil etme yetkisini haiz olur. Bu maddenin varlığı dolayısıyla, madde metninde açıkça belirtilmemiş olsa dahi taşıma işleri komisyoncusunun kural olarak kendi adına ve bir müvekkil hesabına hareket eden kimse olarak anlaşılması gerekmektedir.[6] Nitekim bu husus 917. Maddenin gerekçesinde de belirtilmiştir. Buna ek olarak ‘’Gönderenin Alacakları’’ nın hüküm altına alındığı 922. Maddenin ilk cümlesindeki ‘’gönderen komisyoncunun kendi adına ve onun hesabına yaptığı sözleşmelerden doğan alacaklarını’’ ibaresi de bu görüşü destekler niteliktedir.[7] Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından hazırlanan Yönetmelik Taslağında, yönetmeliğin yürürlükte bulunan halinden farklı olmayarak Taşıma İşleri Organizatörlüğünün bu işi sadece ‘’kendi nam ve hesabına’’ yapabileceği hüküm altına alınmıştır.
Bu konu ile alakalı olarak Karayolu Taşıma Kanunu’ndaki hükümlerin de incelenmesi gerekecektir. Karayolu Taşıma Kanunu’nun Taşıma Yasağı başlıklı 10. Maddesinin ikinci fıkrasına göre ‘’Taşıma işleri komisyoncularının, kendi namlarına eşya taşıtabilmeleri için bu taşımaları bir müvekkil hesabına yapmaları zorunludur.’’ Bu hükmün anlamı taşıyıcı yetki belgesi olmayan bir taşıma işleri komisyoncusu, taşımayı sadece kendi adına ve müvekkili hesabına yaptırabilecektir. TTK ve KTK hükümlerine göre taşıma işleri komisyoncularının kendi nam ve müvekkil hesaplarına bu işi yapabilmeleri imkanı varken Taşıma İşleri Organizatörlüğü Yönetmeliği ve Taslakta komisyoncunun sadece ‘’kendi nam ve hesabına işlem yapabilmesi’’ şartı konulması bu yönetmelik ile TTK ve KTK arasında çelişki doğurmaktadır. Açıkladığımız sebeplerle Türk Ticaret Kanunu’ndakine paralel şekilde Yönetmelikten ve Yönetmelik Taslağı’ndan ‘’kendi nam ve hesabına’’ ibaresinin çıkarılmasının doğru olacağı düşüncesindeyiz.
Yürürülükte bulunan yönetmeliğin 4. Maddesinin ı göre ‘’yük taşımacılığı alanında ilgili mevzuat uyarınca yetki belgesi veya faaliyet izni almış gerçek veya tüzel kişilerin’’ ifadesi bulunmaktadır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yayınlanan Taşıma İşleri Organizatörlüğü Taslağı’nın 4. Maddesinin o bendinde ise ‘’ Yük taşımacılığı alanında ilgili mevzuat uyarınca yetki belgesi almış gerçek ve tüzel kişiler ile uluslararası anlaşmalara uygun olmak şartıyla, yük taşımacılığı alanında faaliyet gösteren yabancı plakalı taşıtların imkan, kabiliyet ve kapasiteleri ile diğer taşıma türlerinden de ilgili birimler tarafından yetkilendirilmiş taşımacıların…’’ ifadesi kullanılmıştır.
Açıkça görüleceği üzere Yönetmeliğin 4. Maddesinde taşıma işleri organizatörü/komisyoncusunun yetki belgesi almış gerçek veya tüzel kişiler olması gerektiği belirtilmiş, Yönetmelik Taslağı’nda bu husus aynı anlama gelen ‘’ilgili birimler tarafından yetkilendirilmiş’’ ifadeleriyle aynı şekilde tekrarlanmıştır. Hem Yönetmelik hem de yönetmelik taslağındaki hükümlerin mefhum-u muhalifinden yetki belgesine sahip olmayan kişilerin imkan, kabiliyet ve kapasitelerini kullanarak taşıma işleri organizatörü olamayacağı sonucuna varılacaktır.[8] Yetki belgesine sahip olmayanların taşıma komisyonculuğu/organizatörlüğü yapamayacağının Türk Ticaret Kanunu’nun hiçbir hükmünde bulunmadığından hareketle, bu ifadenin tanımdan çıkarılması ve revize edilmiş Taşıma İşleri Organizatörlüğü/Komisyonculuğu sözleşme ilişkilerine uygulanmaması gerektiği düşüncesindeyiz.
Yine Yönetmeliğin 4. Maddesinde bu taşıma işleri organizatörlüğünün/ komisyonculuğunun bu işi meslek edinenler tarafından yapılabileceği belirtilmiş, Yönetmelik Taslağında da yine aynı şekilde ‘’ meslek edinenler’’ ifadesi aynı şekilde kullanılmıştır. Belirtilmelidir ki 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 917/2 maddesinde ‘’taşıma işleri komisyonculuğu bir ticari faaliyettir.’’ ifadesi kullanılmıştır.
T.T.K 11/1’ e göre ‘’ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.’’ Savunduğumuz görüşe göre ticari bir işletme bünyesinde birbirinden farklı faaliyetler bir arada yürütülebilir. Ancak her bir faaliyetin ayrı ayrı ve sürekli yerine getirilmesi gerekmez. Buna göre taşıma işleri komisyonculuğunun da bir ticari işletme altında, bu iş meslek edinilmeden bir defaya mahsus olarak yerine getirilebilecektir.[9] Açıkladığımız sebepler ile yönetmelikte ve yönetmelik taslağında ifadesini bulan ‘’meslek edinenler’’ ibaresinin kaldırılmasının kanuna ve işin özelliğine daha uygun düşeceği kanaatindeyiz.
Yürürlükte bulunan ilgili yönetmeliğin 15. Maddesinin 2. Fıkrasında ‘’Taraflar arasında yapılan sözleşme ve konvansiyonlarda veye FIATA-FBL konişmentosunda yer alan hak, sorumluluk ve yükümlülükler esas alınabilir.’’ ibaresi yer almaktadır. Burada ‘’alınabilir’’ ifadesinin kullanılması hatalı olup Anayasa’ya aykırılık teşkil etmektedir. Nitekim Anayasa’nın 90. Maddesinin 5. Fıkrasında ‘’Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır’’ ifadeleri kullanılarak usulüne uygun yürürlüğe konmuş uluslararası sözleşmelerdeki hükümlerin esas alınabilecek değil esas alınması zorunlu olan hükümler olduğu hüküm altına alınmıştır. Ulaştırma Bakanlığı tarafından yayınlanan yönetmelik taslağının 5. Maddesinin 2. Fıkrasında ‘’Taşımacılık işleri organizatörünün, faaliyetlerini ikili ve çok taraflı uluslararası anlaşma ve sözleşmelere, Kanuna, bu yönetmeliğe ve ilgili diğer mevzuata uygun olarak gerçekleştirmesi esastır.’’ İfadeleri kullanılarak bu hususun düzeltilmiş olmasını olumlu bulmaktayız.
Yayınlanan yönetmelik taslağının 6. Maddesinin 1. Fıkrasında ‘’ Bakanlıkların yetki belgesi almış olan gerçek veya tüzel kişiler, almış oldukları yetki belgesi kapsamına giren hizmetlerini, hizmetin ifasını imkansız kılan yasal mücbir sebepler dışında yapmaktan kaçınamazlar. Bu hizmetlerden ayrım yapmaksızın herkesin yararlanmasını ve hizmetin sürekliliğini sağlamak zorundadırlar’’ ifadeleri hüküm altına alınmıştır. Bu hükme aykırı davranılması halinde de ilgili yönetmelik taslağının 22. Maddesinin 1. Fıkrasının (c) bendine göre bin üçyüz otuz yedi Türk lirası idari para cezası öngörülmüştür.
Bu hüküm Borçlar Hukukunun temel ilkelerinden olan sözleşme yapma serbestisi ilkesinin tamamen hiçe sayılması, yine Türk Borçlar Kanunu’nda kendine yer bulan ifa etmemeye ilişkin düzenlemelerin göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir. Öncelikle taraflar arasındaki sözleşme Taşıma İşleri Komisyonculuğu Sözleşmesi olup özel hukuk sözleşmesidir. Bu sözleşmenin tarafları da özel hukuk kişileridir. Borçlar Hukukunda fertlerin irade serbestisi prensibi hakimdir. Kural olarak bir kişi, dilediği kimse ile dilediği sözleşmeyi yapmakta serbest olduğu gibi istemediği bir sözleşmeyi de yapmaya mecbur değildir. İstisnaen sözleşme yapma mecburiyeti bulunan haller de kanundan ya da daha önceki bir taahütten kaynaklanır.[10] Yönetmeliğin ilgili maddesinden anlaşılan, taşıma işleri organizatörüne yetki belgesi kapsamına giren hizmetlerini yapmasını konu edinen bir sözleşme önerisi (icap) ile gelindiğinde organizatör/komisyoncu bunu mecburen kabul etmeli ve zorunlu olarak sözleşmeyi kurmalıdır. Bu durum yukarıda detayı ile açıklanan sözleşme yapma özgürlüğüne aykırıdır. Organizatör/komisyoncu kanundan kaynaklanan bir zorunluluk bulunmadığından kimse ile zorla sözleşme yapmak zorunda değildir. Dilediği sözleşme önerisini (icap) kabul edip sözleşmeyi kurabileceği gibi sözleşme önerisini reddedebilir.
Yine organizatör/komisyoncu bu hizmeti herkese sağlamak zorunda değildir. Organizatör/Komisyoncu, ancak sözleşme yapmak istediği tarafa karşı sözleşmeden doğan sorumluluklarını yerine getirmelidir. Ancak taşıma işleri organizatörlüğü sözleşmesi kurulduktan sonra da bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sonucunda kesinlikle idari yaptırımlara başvurulamaz. Ancak bu hizmetin alacaklısı olan taraf, kurulmuş olan sözleşmeye dayanarak Türk Borçlar Kanunu’nun ve Türk Ticaret Kanunu’nun ifa etmemeye ilişkin hükümlerine göre dava hakkını kulanabilir, karşı tarafı temerrüde düşürebilir, hizmet alacağını talep edebilir. Açıklanan sebepler ile Yönetmelik Taslağında bulunan 6. Madde kesinlikle kanuna ve özel hukukun temel ilkelerine aykırı olup bu tür bir ifadeye yer verilmesi son derece hatalıdır.
Yürürlükteki yönetmeliğin 8. Maddesindeki düzenlemeye paralel olarak Yönetmelik Taslağı’nın 7. Maddesinin yetki belgesi almanın şartları başlığı altında düzenlenen 1. Fıkrasının (c) bendine göre ‘’tüm ortakların ve bu tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili yöneticilerin mesleki saygınlığa sahip olmaları’’ yetki belgesi almanın bir şartı olarak öngörülmüştür. Bu hükümdeki ‘’mesleki saygınlık ifadesi’’ belirsiz ve muğlak bir ifade içermektedir. Mesleki saygınlığın ölçütü nedir sorusunun cevabını içerir hiç bir hüküm yürürlükteki yönetmelikte ve yönetmelik taslağında bulunmamaktadır. Bu belirsizlik, yetki belgesi almış olan veya almak isteyen taşıma işleri komisyoncusunun/organizatörünün geçerli dayanağı olmadan ‘’mesleki saygınlığının kaybedilmesi veya bulunmaması’’ sebebi öne sürülerek yetki belgesinin kaybı veya yetki belgesi alma talebinin reddi sonucunu doğurabilecektir. Bu hüküm ”hukuki güvenlik ve belirlilik’’ ilkesini açıkça ihlal etmektedir. Bu itibarla bu hükmün yönetmelik taslağında bulundurulmasını açıklanan sebepler ile hatalı bulmaktayız.
Yürürlükte bulunan yönetmelikte benzer bir düzenleme bulunmayan, Yönetmelik Taslağı’nın Yetki Belgelerinin Verilmesi başlıklı 9. Maddesi’nin 4. Fıkrası hükmü ‘’Adi ortaklıklara yetki belgesi verilmez.’’ ifadelerini içermektedir. Öncelikle adi ortaklıklara hangi sebep ile yetki belgesi verilemeyecek olduğunu anlayabilmiş değiliz. Zira gerek gerçek kişiler gerek tüzel kişiler hakkında yönetmeliğe dayanak hükümlerin hiç birinde böyle bir sınırlama bulunmamaktadır. Belirtilmelidir ki kanun ile getirilmemiş bir sınırlandırma yönetmelik ile getirilemeyecktir. Sınırlama ancak kanun ile yapılabilir. Yönetmelikler, kanun, KHK, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, ve diğer üst kaynaklara aykırı olamaz. Yönetmelikler, genel hukuk kurallarına da aykırı olamaz. Yönetmeliklerle, kanuna aykırı hükümler getirilemeyeceği gibi kanun hükmünün daraltılması; genişletilmesi; dayanağı olan kanunda yer almayan ya da öngörülmeyen birtakım hususların yönetmelikle düzenlenmesi mümkün değildir.[11] Nitekim Danıştay 13. Dairesi E. 2005/213, K. 2005/1558 ve 16.03.2005 Tarihli bir kararında ‘’ Kamu idaresi tarafından görev alanına giren konularda yönetmelikler yapılırken dayanağı yasanın bütünlüğüne bağlı kalınması zorunlu olduğu gibi yasayı ve yasanın amacını aşan veya yasa konusu alanlara girer nitelikte düzeneme yapma olanağı da bulunmamaktadır. Açıkladığımız sebepler ile yönetmelikte yer almayan bu hükmün yönetmelik taslağında yer alması hatalıdır.
Yönetmelik taslağının 12. Maddesi yetki belgelerinini değiştirilmesi yolunu düzenlemiştir. Bu düzenlemeye göre Karayolu Taşıma Yönetmeliği uyarınca sahip oldukları yetki belgesini alanlar, bu belgeyi Taşıma İşleri Organizatörlüğü belgesi ile değiştirebileceklerdir. Yönetmelik taslağının 12. Maddesinin 3. Fıkrasında ‘’ Demiryolu İşletmeciliği Yetkilendirme Yönetmeliğine göre düzenlenmiş, geçerli yetki belgesini, Taşıma işleri organizatörlüğü yetki belgesiyle değiştirebilirler.’’ İfadeleri kullanılmıştır. 3. Fıkranın (a) bendinde ‘’ DD Yetki Belgesi geçerlilik süresi 5 yıldan fazla olanlara %60, 5 yıldan az olanlara %70 indirim yapılır’’ ifaderi hüküm altına alınmıştır. Anayasa’nın 10. Maddesi ‘’Eşitlik’’ ilkesini düzenlemekte, 5. Fıkasında ‘’ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. Aynı hukuksal durumda olanlar bakımından kanun önünde eşitlik ilkesinin uygulanması zaruridir. Belirtilen yönetmelik taslağı hükmünde Demiryolu İşletmeciliği Yetkilendirme Yönetmeliği’ne göre düzenlenmiş yetki belgesi bulunan taşımacıların sırf bu sebep ile çok yüksek indirimden yararlanabilmesi, ancak diğer şartlarda bu indirimden yararlanılamaması açıkça ‘’Eşitlik ilkesine aykırılık teşkil edeceğinden bu hükmün yönetmelik taslağında yer almasını hatalı bulmaktayız.
Yönetmelik Taslağı’nın 13. Maddesinde gerçek kişinin ölümü halinde yetki belgesinin durumuna ilişkin düzenleme yapılmıştır. Bu maddenin 1. Fıkrasında ‘’ Bu yönetmeliğe göre düzenlenen yetki belgesinin sahibi olan gerçek kişinin ölümü halinde, yetki belgesinin faaliyeti durdurulur. Faaliyeti durdurulan yetki belgesinin kanuni mirasçıları, bu belgenin kullanımından kaynaklı oluşabilecek idari/adli yaptırımlara karşı yükümlüdürler.’’ İfadeleri kullanılmıştır.
Anayasanın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesinin 7. fıkrasında, “Ceza sorumluluğu şahsidir” hükmü yer almaktadır. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ceza hukukunun temel ilkelerindendir. Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılamaması, başka bir anlatımla bir kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulamamasıdır. Anayasanın 38. maddesinde, idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmamıştır. Yapılan açıklamalar ışığında Yönetmelik Taslağı’nın 13. Maddesinin 1. Fıkrası değerlendirildiğinde faaliyeti durdurulan yetki belgesi sahibinin kanuni mirasçıları, işlemedikleri bir fiilden dolayı sorumlu tutulmaktadır. Bu itibarla bu hüküm cezada kanunilik ve şahsilik prensibine aykırılık teşkil etmektedir.
Yönetmelik Taslağı’nın 13. Maddesinin 2. Fıkrasının (a) bendinde ‘’ Kanuni mirasçıların yazılı muvafakat vermeleri halinde sadece bir mirasçı adına yetki belgesi yeniden düzenlenir’’ ifadeleri bulunmaktadır. Ancak aynı fıkranın (b) bendinde ‘’ Adlarına yetki belgesi düzenlenen kanuni mirasçılar, bu Yönetmelikte belirtilen şartlara, yetki belgesinin düzenlendiği tarihten itibaren 2 yıl içerisinde uyum sağlamak zorundadır.’’ ifadeleri yer bulmuştur. Burada dikkati çeken husus 2. Fıkranın (a) bendinde sadece bir mirasçı adına yetki belgesi çıkarılabileceğinin belirtilmesi, ancak (b) bendinde ise adlarına yetki belgesi çıkarılan kanuni mirasçılar ibaresi kullanılması belirsizlik oluşturmaktadır. İlgili hükümler incelendiğinde kural olarak tek mirasçı adına yetki belgesi düzenlenebileceği öngörülmüş iken aynı zamanda birden çok mirasçı adına da yetki belgesi düzenlenebileceği gibi bir anlam ortaya çıkmaktadır. Açıklanan sebepler ile 13.maddenin 2. Fıkrasının (a) ve (b) bendindeki hükümlerinin belirsizlik oluşturacak şekilde kaleme alınmasını hatalı bulmaktayız. Bu hüküm ve benzer düzenlemeyi konu alan bir hüküm yürürlükteki yönetmelikte bulunmamakta olup, böyle bir düzenlemenin yapılmasına ihtiyaç bulunmamaktadır.
Yürürlükteki yönetmeliğin 10. Maddesinin 6. Fıkrasında ‘’ Tüzel kişilerde şirket birleşimi veya sahip değişikliği dışında belge devri mümkün değildir. Gerçek kişilerde ise 8’inci maddede belirtilen şartların sağlanması halide anne, baba, çocuk, eş ve kardeşlere ve ortağı olduğu şirkete yetki belgesi devri mümkündür. Bunların haricinde 3. Kişilere yetki belgesi devredilemez.’’ İfadeleri kullanılmıştır. Bu hükümde birleşme, bölünme ve tür değiştirme durumlarında yetki belgesinin kimin adına nasıl düzenleneceğine dair detaylı hükümlere yer verilmemiştir. Yönetmelik Taslağı’nın 14. Maddesinin bu hususu daha detaylı düzenlemesini olumlu bulmaktayız.
Yönetmelik Taslağı’nın 15. Maddesinde yetki belgesi iptali ile faaliyet durdurma başlığı altında düzenlemeler yapılmıştır. Bu konuya ilişkin yürürülükte bulunan detaylı bir düzenleme bulunmamakla birlikte bu hükmün hatalı bir şekilde kaleme alındığını görmekteyiz.
Madde’nin 1. Fıkrasında ‘’ Yerki belgesi sahiplerinin, gerçek veya tüzel kişiliklerinin son bulması veya herhangi bir sebeple faaliyetlerini bırakmak istemeleri ve adlarına düzenlenen yetki belgelerinin iptalini talep etmeleri halinde, yetki belgeleri iptal edilir’’ ifadeleri hüküm altına alınmıştır. Öncelikle yetki belgesi bulunan bir tüzel kişiliğin son bulması halinde, belgenin iptal edilmesi sebebini anlayabilmiş değiliz. Bir tüzel kişiliğin sona ermesinin cezalandırılması anlamına gelen bu hükmün hatalı olduğunu düşünmekteyiz.
Maddenin 5. Fıkrasında ‘’ İptal işlemleri; birinci fıkrada belirtilen iptal işlemi iptalin yapıldığı gün; diğer iptaller, iptal işleminin ilgili yetki belgesi sahibine bildirim tarihini takip eden otuzuncu günde yürürlüğüe girer’’ hükmünü içermektedir. Bu hükmün de ciddi hatalı olduğu ortadadır. İptal kararları verildikleri günden itibaren hüküm doğuracak olan ve geçmişe etkili olarak iptal edilen işlemi ortadan kaldıran kararlardır. 30 gün sonunda yürürlüğe giren tek iptal kararı Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarıdır. Bu itibarla 5. Fıkranın da hatalı olduğunu kabul etmek gerekir.
Yönetmelik Taslağı’nın 17. Maddesi genel sorumluluk ve yükümlülükler başlığı altında 1. Fıkrasında ‘’ Taşıma işleri organizatörlüğü faaliyetinde yer alan tarafların hak, sorumluluk ve yükümlülükleri, ilgili mevzuat doğrultusunda, taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleriyle belirlenir.’’ ; 2. Fıkrasında ‘’ Birinci fıkrada belirtilen sözleşmeye bu yönetmeliğe aykırı hüküm konulamaz. Taşıma işleri organizatörü ve onunla akdi ilişki kuran taraflar, akdi ilişkiden doğan edimlerini karşılıklı olarak yerine getirmek ile yükümlüdür,
Bu hüküm incelendiğinde irade serbestisi, sözleşme yapma özgürlüğü ilkelerinin göz ardığı edildiği açıkça görülecektir. 1. Fıkrada belirtilen ‘’ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda’’ ibaresi teknik olarak hatalıdır. Taraflar sözleşme yapma özgürlüğüne sahiptir ve T.B.K 27 gereği kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak kaydı ile istedikleri hususları istedikleri şekilde hüküm altına alabilirler. Bu ilkelere ilişkin detaylı açıklamamızı yukarıda yaptığımızdan, madde hükmünün irade serbestisi ve sözleşme yapma özgürlüğü ilkelerine aykırı olduğunu belirtmek ile yetineceğiz.
Bu hüküm bağlamında incelenmesi gereken bir diğer sorun, mevzuata aykırılık, yönetmeliğe aykırılık kavramlarıdır. Yönetmeliğin hükümlerine aykırı sözleşme maddeleri sözleşmeleri geçersiz kılmayacaktır. Yukarıda değinildiği üzere ancak kanunun emredici hükümlerine aykırı hususlar sözleşme maddelerinde yer bulamayacaktır. Açıklanan sebepler ile bu hükmün de hatalı olduğu ortadadır.
Yönetmelik Taslağı’nın yetki belgesi ücreti başlıklı 25. Maddesinin 1. Fıkrasında 200.620 TL’lik yetki belgesi ücreti öngörülmüştür. Yürürlükte olan Yönetmeliğe göre bu miktar 150.000 TL’dir. İlgili ücretin ciddi miktarda fazla olduğunu düşünmekteyiz. Yine yönetmelikte ve yönetmelik taslağında bulunan 4. Fıkradaki hükme göre ücret Döner Sermaye İşletmesi Hesabına yatırılacaktır.Yetki belgesi ücretinin Hazine’ye ödenmesi işin niteliğine daha uygun düşecek iken, böyle bir hüküm konulmasının nedeneni anlayabilmiş değiliz. Bununla birlikte 25. Maddenin 5.inci ve 6.ncı maddelerinde belirtilen indirim oranlarını Anyasa’nın 10. Maddesinde ifadesini bulan ‘’Eşitlik’’ ilkesine aykırılık teşkil edecektir.
Yönetmelik Taslağı’nın 31. Maddesinde ‘’ Bu Yönetmeliğe göre idari para cezaları ve iptallere ilişkin bildirimler, 11.02.1959 Tarih ve 7201 Sayılı Tebligat Kanunu ve ilgili diğer Tebligat mevzautına göre yapılır.’’ İfadeleri hüküm altına alınmıştır. Bu hükmün ‘’hukuki güvenlik ve belirlilik’’ ilkesine aykırılık teşkil ettiğini belirtmemiz gerekmektedir. Bu ilkeye göre devlet faaliyetleri, buna ilişkin düzenlemeler önceden öngörülebilir , tahmin edilebilir olmalıdır. Bu itibarla ‘’ilgili diğer Teligat mevzuatı’’ ibaresinin soyut ve muğlak bir şekilde kullanılması hatalı olmuştur ve hangi mevzuatın kullanılacağı açıkça belirtilmelidir.
SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME:
Yukarıda detayı ile açıklanan sebepler ışığında belirtmek gerekir ki, Taşıma İşleri Komisyonculuğu Sözleşmesi’ne ilişkin yeterince detaylı düzenlemeler 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümlerinde, 4925 Sayılı Karayolları Taşıma Kanunu’nda bulunmaktadır. Özellikle Ticaret Kanunu’muzdaki düzenlemeler uygulama için yeterince detaylı olup bir yönetmelik çıkarmaya gerek olmadığı gibi ilgili hükümlerde uygulamanın devamı için alt düzenleme yapılabileceğine dair bir hüküm de bulunmamaktadır.
Bununla birlikte kavram birliğinin korunması açısından bu yönetmelik çıkarılacak ise Taşıma İşleri Organizatörlüğü Yönetmeliği ismi ile değil, Taşıma İşleri Komisyonculuğu Sözleşmesi ismi ile çıkarılması daha doğru olacaktır.
Yine taşıma işleri organizatörlüğü/komisyonculuğu işlerinin sadece bu işi meslek olarak sürdürenlerin yapabileceğine ilişkin hükümler, organizatörün/komisyoncunun bu işi sadece kendi nam ve hesabına yapabileceği ve yukarıda bahsetmiş olduğumuz diğer kısıtlayıcı hükümler 6102 Sayılı TTK hükümlerine uymamakta olup, bununla birlikte suçta ve cezada şahsilik ilkesine, hukuk güvenliği ve belirlilik ilkesine, Eşitlik ilkesine, irade serbestisi ve sözleşme yapma özgürlüğü ilkelerine aykırı bir çok yönetmelik hükmü uygulamada zorluk çıkarmaya devam edecek türdendir.
Uygulamada süregelen şikayetlerin ve aksaklıkların kaynağının yukarıda ayrıntısı ile izah etmiş olduğumuz sebepler olduğunu düşünmekteyiz. Ancak yayınlanan taslakta köklü ve genel aksaklıkları giderici değişiklikler yapılmamış, genel hatları ile aynı hükümler biraz daha değişik kelime sırası ile yazılarak tekrara düşülmüştür. Yayınlanan taslakta öngörülen değişiklikler gerçek anlamda problemleri çözücü hükümler olmayıp, bahsettiğimiz hususların ele alınması gerektiği kanaatindeyiz.
Yazarlar:
1) Av. Mesut DENİZ – İstanbul Hukuk & Danışmanlık Ofisi Kurucusu
2) Yahya Berk NASIRLI – Hukuk Fakültesi Öğrencisi
[3] Değirmenci (2019), “Türk Ticaret Kanunu ile Taşıma İşleri Organizatörlüğü Yönetmeliği’nin İlgili Hükümleri Işığında Taşıma İşleri Komisyonculuğu” s.50 vd.
[4] Akdeniz, (2019), ‘’Taşıma İşleri Organizatörlüğü Yönetmeliği Hakkında Bir Değerlendirme’’ s.144
[5] Akdeniz, s.147
[6] Arkan, S. (2011), ‘’Ticarî İşletme Hukuku, 15. Baskı’’ Ankara:Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü s.233
[7] Akdeniz, s. (2013), ‘’Taşıma İşleri Komisyonculuğu Sözleşmesi’’, Ankara, Adalet. 13 vd.
[8] Akdeniz, s.149
[9] Akdeniz, s.150
[10] Oğuzman, Öz (2017) ‘’ Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 1’’ s. 23
[11] Akyılmaz, Sezginer, Kaya (2018) ‘’ Türk İdare Hukuku’’ s.36
KAYNAKÇA:
AKDENİZ, U. (2019), ‘’Taşıma İşleri Organizatörlüğü Yönetmeliği Hakkında Bir Değerlendirme’’
AKDENİZ, U (2013), ‘’Taşıma İşleri Komisyonculuğu Sözleşmesi,’’ Ankara: Adalet.
AKYILMAZ, B.; SEZGİNER, M; KAYA, C. (2018) ‘’ Türk İdare Hukuku’’ Ankara: Savaş
ARKAN, S (2011), ‘’Ticarî İşletme Hukuku, 15. Baskı’’ Ankara:Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü
DEĞİRMENCİ, K. Nil (2019), “Türk Ticaret Kanunu ile Taşıma İşleri Organizatörlüğü Yönetmeliği’nin İlgili Hükümleri Işığında Taşıma İşleri Komisyonculuğu”, Batider, C: 35, S: 1, s. 17-65 (Yönetmelik).
OĞUZMAN, M.; ÖZ, T (2017), ‘’ Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-1’’İstanbul: Vedat


tesekkur ederiz emeğinize sağlık.
merhaba kolay gelsin.
bir sorum olacak belgeler konusunda. C2 si olan bir firmayız. ayrıca TİO belgesi de aldık.
şuan firmamız bünyesinde Genel müdürümüz de İTYTIO ve 5 çalışanımız da da ÜDY3 mevcut.
bu şartlarda belgelerin kullanımı yada sorun yaşamamız adına ilave belgeye ihtiyacımız var mıdır?